header
header
header
header
header  
header Anasayfa arrow GüNCeL arrow Doğum Günü Mesajı
Ana Menu
Anasayfa
GüNCeL
MiZAH
DeNeMe
SPoR
ŞiiR
Geziyorum
İnanç Dünyası
Milliyet Blog Sayfam
Twitter Sayfam
Konuk Yazar
Bu Sayfayı Paylaş
Share |
Follow murathacioglu on Twitter
ANKET
Şampiyon kim olur?
 
Facebook Sayfam
Popüler Yazılar
Saat
Ziyaret İstatistikleri
Bugün42
Dün128
Bu Hafta266
Bu Ay939
Toplam389861

(C) Fliesenstadt
Murat HACIOGLU WebTeaMJoomla Web DesignJoomla TemplatesJoomla hosting
 
Doğum Günü Mesajı Yazdır E-Posta
Tuesday, 05 May 2009
Sample Image  İnsanoğlu yaşlanmaya görsün saçlarına düşen akların sayısı ile göz kenarlarına düşen kaz ayaklarının çizgi sayısına kafayı fena takıyor…

 

***

Bendeniz “ak” hususunda oldukça şanslı sayılırım. Şöyle ki saçlarımda bir tane dahi “ak” bulamazsınız. Hani birine kızsam, “başım dik alnım ak” desem külliyen yalan. Zira saçımda ak yok, dolayısıyla alnımda da…

Zavallı saçlarım zaten “ak”lanacak zaman bulamıyor ki… Üstünüze afiyet saç dökülmesi hastalığının pençesinde ömrümün eriyip gidişini seyir eden zavallı “kellik” adayı bir orta yaşlı erkeğim. Zaten bu hususu ayrı bir risalede işleyeceğim, ajandama kaydetmiş bulunmaktayım, bugün teğet geçmek durumundayım.

***

Ancak geçenlerde fark ettim ki sakalımda “ak” var. Bana göre sol taraf size göre sağ tarafımda, hemen keçi sakalımın kenarına doğru tam gerdana iniverecekken oluşan çene sivriliği kısmında 3-5 tane beyazlamış sakala rast geldim.

Önce aynada leke var zannettim. Zaten eve gelen bu temizlikçi kadından işkillenmeye başlamıştım. Bazen süpürürken biriken pislikleri halının altına doğru dehlediğini düşünüyorum ama henüz suçüstü edemedim.

İşte zaman zaman gömleklerimin yakasını perperişan eyleyen, pantolonlarıma “duble yol” izi yapan temizlikçimizin aynalarda da leke bıraktığından şüphe ettim.

***

Aynaya yapışmış bir halde buldum kendimi. Çenemi aynaya adeta dayadım ve çenemin bana göre sol tarafından aşağıya inerken gerdana varmadan bir durak önceki mevkiinde siper almış beyaz sakal tellerini görmemle yüreğimdeki akışkan kırmızı mayiin birdenbire durakladığını hissetmem aynı andadır.

Evet, kalbimin durduğunu sandım bir an. Başımdan aşağı inen bir sıcaklık hissettim. “Aman Tanrım, olamaz” diye çığlık atmayı ve vaveyla koparmayı bile düşündüm, ancak hane içerisindeki itibarımı ve vakarımı düşününce hançeremi sıkmayı yeğledim.

***

Sakalıma ak düşmüştü ve ben “neden saçların beyazlanmış arkadaş, sana da benim gibi çektiren mi var” diyen Adnan Şenses gibi sallana sallana şarkı söylemeyi de beceremezken, sakallarıma ak düşüşünü nasıl ifşa edeceğimi kara kara düşünmek zorundaydım.

Neyse ki imdada doğum günüm yetişti. Zaten ben de ne zaman sadede geleceğim diye merak ediyordum, nihayet konuya gelebildim.

***

Uzun zamandır, ben diyeyim iki yıl, siz deyin üç yıl; doğum günlerimi hüzünlü geçirmeye başlamışken, bu sonuncusu daha da hüzünlü geçiverdi…

Bu arada hazır yeri gelmişken bilmeyenlere de kısa bir dip not geçeyim; geçtiğimiz Pazar günü benim doğum günüm idi. Bundan birkaç hafta evvelinde olsaydık bir Pazar yazısı ile durumu anlatırdım da biliyorsunuz artık Salı ve Cuma günleri yazar oldum, ama doğum günümden bahsetmezsem gözüm açık giderim diye korktuğumdan Salı günümüzü bu hususa pay ettim…

Ama insanoğlu orta yaşı geçince bu tip kutlama günlerinden hazzetmemeye mi başlıyor yoksa bana özel bir şey mi bilmiyorum; ben hala alışamadım.

Gerçi özel günleri pek sevmeyen bir yapım var, bunu biliyor ve kabul ediyorum da; insan kendi doğum gününü de sevmez mi efendim.

Pek tabi ki öyle özel günde hatırlanmak adına doğum günümü mühimsediğimi belirtebilirim, yoksa hediye gelmişmiş, pasta kesilmişmiş filan pek takmam…

Zaten girizgahta da bahsini ettiğim gibi kaz ayakları mevzuu gibi kimi alametlere de ifrit olurum.

Hele ki böylesi günlerde “tevellüt” bahsi ile ilgili sualler de geliyor ise hepten ifrit olurum ki alnımdaki çizgilerin derinliğinde de buna mukabil artışlar olduğu rivayet ediliyor.

Çatık kaş sendromundan hazzetmediğim halde, yaşlandığımı hissettirmeye çalışan her türlü hain tuzağa karşı teyakkuz halinde durduğumdan alnımın ortasında ne yazık ki Kızılırmak geçecek raddede oyuk oluşmuş

***

İşte bu ahval ve şerait içerisinde dahi nisa taifesinin naifliği ve mütekamiliyeti mevzuundan zerrece kuşku duymamak gerekiyor.

Ezelden gelerek ebede uzanan bir takvimde hasım taifesinin tamahkarlığı ne derecede menfi ise, aynen o nispette nisa taifesini özel günler hususunda ve bilhassa doğum günü hususunda müspet manada mütefekkir ilan edebiliriz.

Adeta tahterevallinin iki ucu gibi düşünürsek, inen kolda nisa taifesi var ise yükselen kolda hasım taifesi mevcuttur.

Bu hususta daha fazla detaya girmek ister idim ancak o vakit konu dağılacak ve esas anlatmak istediğimiz kısım heder olacak.

***

Hasılı kelam; sebeb-i ziyaretime gelecek olursak (malum her yazıda sizleri bulunduğunuz makamda ziyaret ediyorum): Her ne kadar yaşlanıyor olmak insanoğlunun ruhunda bir korkuya, paniğe sebep oluyor ise de; o yaşlanma esnasında yalnızlık derdine düçar olup-olmadığı daha da mühimdir.

Böylesi günlere çok ehemmiyet yüklemediğim halde görevim gereği bu özel günde zevce hazretlerinden ayrı kalmış olmam ruhuma ayrı bir ağırlık vermiş ve normal şartlarda bir yaş yaşlanmam gerekirken adeta iki-üç yaş birden yaşlandığım hissi hasıl olmuştur.

Demem o ki, yanınızda hayat arkadaşınız olduğu müddetçe ne yıllar, ne yollar sizi yorabilir lakin yalnız yakalanmaya görün, yılları bırakın ayların bile meşakkati pek olur…

İşte bu defa ki doğum günümde sıcak yuvamdan ayrı kalışım bir yana, pek muhterem zevce hazretlerinden ayrı kalışım (her ne kadar zaman zaman kendilerini bölücü terör gibi görsem de) ruhumda onulmaz yareler açmıştır.

Sağolsun mesai arkadaşlarımdan bir kısmı bu hususta yarama merhem olmaya gayret etmişlerdir, kendilerine de teşekkürü bir borç bilirim…

***

Yine en başa dönecek olursak (aslında yazının mesajı verildi-bitti, bundan gayrısı fuzuli laf) insanoğlu yaşlanmaya görsün saçlarına düşen akların sayısı ile göz kenarlarına düşen kaz ayaklarının çizgi sayısına kafayı fena takıyor.

“Ak”lanma hususunda fazlaca derdim yoktur da kaz ayaklarına takmışlığım aşikardır. Saç dökülmesi risalesinde yerimiz kalırsa “kaz”lara da değinelim…

Murat HACIOĞLU
5 Mayıs Salı 2009

Doğum Günü Şiirim

Milliyet Blog Sayfam 

ŞiiRLeRiN eFeNDiSi WeB SaYFaSı

 
< Önceki   Sonraki >
header header
header  
header