header
header
header
header
header  
header Anasayfa arrow GüNCeL arrow Çay demlemek
Ana Menu
Anasayfa
GüNCeL
MiZAH
DeNeMe
SPoR
ŞiiR
Geziyorum
İnanç Dünyası
Milliyet Blog Sayfam
Twitter Sayfam
Konuk Yazar
Bu Sayfayı Paylaş
Share |
Follow murathacioglu on Twitter
ANKET
Şampiyon kim olur?
 
Facebook Sayfam
Popüler Yazılar
Saat
Ziyaret İstatistikleri
Bugün41
Dün128
Bu Hafta265
Bu Ay938
Toplam389860

(C) Fliesenstadt
Murat HACIOGLU WebTeaMJoomla Web DesignJoomla TemplatesJoomla hosting
 
Çay demlemek Yazdır E-Posta
Tuesday, 26 May 2009
Sample Image  Pek bir “laf söyledi bal kabağı” tadında başlık olduğunun farkındayım, zaten farkında olduğum o kadar çok şey var ki, bu başlık hiçbir şey değil…

 

***

Farkındalıklarımızın yahut farkında olmadıklarımızın ayırdına varabilecek ve o minvalde gönüllere yol gösterebilecek raddede felsefik eğitim almışlığım olmadığından mıdır nedir, oldum olası o türden konulara girmekten hicap ederim. Aynı şimdi olduğu gibi.

Zaten öylesine konulara girip mavra yapacağıma bildiğim yerlerden çıkmış soruları çözmeyi yeğliyorum, iyi ediyorum, zira bilmediğim yerden çıkan sorulardan hiç hazzetmem.

İşte yine o bildiğim yerden çıkan sorulardan bir tanesine cevap vereceğim, aynı zamanda bu cevap ile birlikte estirilen fırtınalardan sağ kalan anılarımı da nakledivereceğim.

***

Yeri gelmişken ayrıca belirtmeden de geçemeyeceğim, sayfa düzenimizde küçük bir değişiklik yaptık. Bu haliyle daha dinamik bir görünüme kavuştuğu kanaatindeyiz ki Asistan/Redaktörüm de benimle aynı kanaattedir umarım. Sayfa dibi notunda konuya girebilme ihtimali var :)

Zaten dikkat ediyorum hemen her sayfada dip not eklemeye başladı, hafiften kıllanmadım desem yalan olur yani.

***

Neyse konumuza giriş yapalım. Efendim “çay demlemek asla çay demlemek değildir” derken eşeğin kulağına su kaçırma gibi bir niyetim yoktur. Malum-u âliniz meslek gereği çok cevelan eyleyen (gezen) biri olarak her yerde değişik şeylere şahit olan bir zatım. E haliyle yediğim içtiğim bende kalmak kaidesiyle gördüklerimi, öğrendiklerimi, duyduklarımı filan sizlere anlatıyorum. Anlatmasam ayıp kaçar. Yakışık almaz.

Bu hafta sonu öyle Berlin, Barcelona gibi uzak diyarlara gitmişliğim olmadı, memleket karasularında şöyle bir cevelan eyleyip geldim. İkamet ettiğim mahale yakın bir yerde olan memleket topraklarına ulaşmak arabayla 75 dakikacık sürüyor. Tabi valide sultan hazretleri de orada ikamet eylediğinden böyle sürprizler yapmak iyi oluyor. Hem biz özlem gideriyoruz, hem de o.

İşte bu hafta sonu da gidelim, validemizi ziyaret eyleyelim, hoş-beş dedikten kelli yerimize geri döneriz deyuben yola düştüm. “Yollara düştüm” diye de söylerler, hangisi doğrudur kestiremedim. Sanki “yola düştüm” deyince “düştüm, ağzım-burnum kırıldı” demişim gibi geliyor. Ama maksat yollara düşmeyi anlatmak.

***

Şimdi memleketin güzelliklerinden, seyire doyulmayacak yerlerinden de bahsederim amma bugünkü mevzuumuz o değil. Onu bir başka risalemde ele alacağım. Farkındaysanız ki artık siz de alıştınız biliyorum daha konuya girmiş değilim.

***

Efendim çok cevelan eyleyenler de mutlaka şahit olmuşlardır yolda-belde, otobüs mola yerlerinde filan çay istediğinizde size getirdikleri şey genelde siyah renkli, kesafeti (bulanıklık) şurup kıvamında, ağzınıza sürdüğünüzde dilinizi gerim-gerim geren burukluk ihtiva eden bir sıcak içecek olur.

Adına çay derler de, tadına çay denir mi orası meçhul. Hâlihazırda çay müptelası olan bendenize dahi calip (çekici) gelmeyen bir görüntüdür ki, çaydan ikrah ettirecek (tiksindirecek) bir görüntü bile diyebiliriz.

İşte haftasonu yaptığımız mini aile toplantısı (Yalnız ben cevelan etmedim, bir versiyon büyüğüm ablam, üç versiyon büyüğüm abim ve dört versiyon büyüğüm ablam da geldiler.) bana bu defa çay mevzuunda mavra yapma şartlarını oluşturdu.

***

Bundan kaç ay önceydi hatırlamıyorum, yine bir mini aile toplantısı esnasındaydı yanılmıyorsam, çay mevzuu açılmıştı da, ben o sıralarda yeni öğrendiğim bir çay demleme usulünü anlattım, ardından da pratik uygulamalar yaptık.

Yeniliklere açık biri olarak her duyduğum yöntemi mutlaka denerim, beğendiysem de etrafıma anlatırım ki onlar da feyz alsınlar. Merak etmeyin size de anlatacağım. Maranki hocanın kürleri kadar yararlı olduğundan eminim…

***

İşte benim aile büyüklerime öğrettiğim bu çay demleme usulü almış başını yürümüş. Meğer bizimkiler aralarında konuşurken hep bu usulden söz açıldığında beni anarlarmış. Ben de diyorum son zamanlarda kulak çınlamalarımda müthiş bir artış oldu, doktora gidip bir kulağıma baktırayım filan. Malum yaş ilerleyince kulak içindeki o kemiklerde meydana gelen kireçlenmelerle filan kulak çınlamaları hâsıl oluyor. İşte ben öyle bir şey zannettim ki değilmiş.

Hatta sadece benden bahsetmemişler, bu usule benim adımı vermişler. Çay demleneceği zaman sorarlarmış, “Murat Usulü” mü olsun, yoksa normal mi diye. Hoşuma gitmedi değil tabi. Kendimizce bir usül benimsetmişsek ne mutlu.

***

Bu bahsi geçen çay demleme usulü ile çay demlendiği vakit hakikaten de çok lezzetli çay içme şansına sahip oluyorsunuz. Üstelik uzun zaman çay tazeliğini de koruyor. Kalabalık aileler içinde pek mütenasip muhayyer bir uygulama, şöyle ki; az miktarda çay ile çok miktarda demlenmiş çay elde ediyorsunuz. Bundan iyisi Şam’da kayısı.

***
Bana ayrılan sürenin sonuna geldik. Bir an evvel usulümüzü de anlatalım da tenviratımız tam olsun :)

“Murat Usulü” çay demlemek:

Çaydanlığın altına ve üstüne baya bildiğiniz soğuk su eklenir. Çaydanlık ocağa konur. Demlik kısmına çay ilave edilir. Ocak yakılır. Alttaki su ısınacak ve üstteki suyu da ısıtarak çayı yavaş-yavaş demleyecektir. Alıcınızın ayarları ile oynamayın, demlenme 30 dakika civarı sürebilir. Su ve çay miktarından siz sorumlusunuz. Kafa sayısına göre göz kararı eklersiniz. İçerken haber verin de bir bardak ben de içeyim

Murat HACIOĞLU
26 Mayıs 2009 Salı

 
< Önceki   Sonraki >
header header
header  
header