 | LOST dizisini bilenleriniz vardır. Zaten ülkemizde TNT kanalında yayınlanmaya başlayınca çokları da oradan öğrenmiş oldu. Ben ve ahalim bundan daha önce kulaktan kulağa yayılan “efsane treni” istasyonumuza geldiğinde öğrendik. |
*** Sağdan soldan alınan bilgilerle dizi hakkında kanaat edinmeye çalıştık, ardından diziyi edinmeye çalıştık, bittabi nihayetinde buna muvaffak olduk. Şimdi ben muvaffak olduk diyorum ama sonrasında çekilen eziyetleri gözümün önüne getirince “hay bin kunduz, nereden de öğrendik” bunu diyesim geliyor, ne yalan söyleyeyim. İşte başıma gelecekleri henüz tahmin edemediğim o günlerde eşten dosttan dizi dilenir durumuna düşmüş, “kimde vardır”, “filancadakinin alt yazı senkronizasyonu iyi midir” şeklindeki sorularla gündemimizi körüklüyorduk. Derken çevremizdeki güvenilir kaynakların izini sürerken bir anda ekran karşısında kendimi diziye kaptırmış vaziyette buluşum, aradan geçen zamanda dizinin bir kısmının CD’lerini elde ettiğimin göstergesidir. “Bir uçak bir adaya düşüyor ve orada maceralar yaşanıyor” şeklinde diziyi özetleyen arkadaşıma gülmüştüm; “Ulen alt tarafı bir adaya uçak düşüyor, ada dediğin dört yanı deniz, orada ne yaşanabilir ki?” diye konuşmuştu içimdeki ses. Hatta “aman iki vahşi hayvan çıkar, iki-üç kişiyi ham yapar, balık tutulur, okyanus sahilinde denize girilir, akşama ateş başında şarkılar söylenir” diye de düşünmüştüm. *** Ben ne kadar ileri görüşsüz biriymişim. Ben ne kadar yabancı dizi kültürsüzüymüşüm. Ben ne kadar senaryo bilmezciymişim. Ben ne kadar dizi bağımlılığını anlayamazgiller familyasındanmışım. Hepsini bir çırpıda öğrendim. Öğrenmekle kalmadım şimdi master yapıyorum, o bitince doktoraya başlayacağım. Sonra bir dizi de ben çakarım belki :) İşte bilmeden itildiğim bu LOST kuyusundan çıkamayışımın bilmem kaçıncı gündönümünde aklıma yaşadıklarımı yazmak geliverdi. Çünkü hafızam beni yanıltmıyorsa iki yıl gibi bir süredir LOST manyağıyım. Bu yıl 5.sezon bölümleri gösterimde (Tabi ki Amerika’daki kanalında). 8.bölümden sonra 1 ay ara vermişler, öyle duyduk. Merakımızdan çatladık vallahi. Dizide oynayan oyuncuların analizinden tutun da, senaryonun karmaşıklığına; mekanların fantastikliğinden tutun da zamanı alt üst eden ileri-geri gidişlere kadar her konuda sayfalar dolusu yazılabilir. Lakin bunları yapacak olanlar elbette film eleştirmenleridir. Ben sadece naçizane fikirlerimi beyan ediyorum. *** Hani bilmeden tutulduk bu sevdaya, ayaklarımızı nerelere değin karasular ikliminde gezdirecekler bilemiyoruz. Merak ile dürtüklenen beyin kıvrımlarımızda her gün değişik değişik senaryo varsayımları cirit atarken; acaba bundan sonraki bölümde ne olacak diye diye “ne olacak manyağı” olduk. Senaristlere bir lafım olacak. Bir daha bizim mahalleye böyle dizi gönderirseniz bozuşuruz. Ne uyku kaldı ne tünek. Aile yaşantımızın standardizasyonu kaydı; elektrik sayaçlarımız şabalaklaştı; su sayacımız su koyverdi. Şimdi parmağımı ıslatıp gökyüzüne doğru kaldırıyorum. Rüzgar nereden esiyor anladım anladım, anlayamadım yanbastım demektir. Yazının sonlarına doğru soğuk terler attığını gören yazarcık sessizce kapıya yönelir, uygun adım marş yaparak dışarı çıkar. Arkasından kapıyı usulca kapatırlar. Arka planda bir çığlık sesi yükselir… *** Murat HACIOĞLU 17 Mart 2009 Salı http://www.siirlerinefendisi.com/ http://blog.milliyet.com.tr/Blogger.aspx?UyeNo=1668183 |