Bayram Bayram Ola

Nerde o eski bayramlar diyerek yazıya başlarsam biliyorum ki birçoğunuz yüzünüzü buruşturacak ve “hah yine başladı dinozorun biri” diyeceksiniz. Evet, böyle olacak çünkü bunu ben de yapıyorum. Ne zaman birisi “nerde o eski bayramlar” diye başlasa mideme kramp giriyor, barsaklarım da kıvrım kıvrım kıvranıyor. “Yahu barsaklar zaten kıvrım kıvrım değil mi?” şeklinde şahane bir soru soran da olabilir tabi. O da ayrı bir antite! Diyeceğim o ki bu yazı “nerde o eski bayramlar” tadında bir yazı değildir. Ancak “eski camlar bardak oldu” muhabbetinde de değildir. Çünkü eskinin kıymetini bilen ancak yeniye de kucak açan bir blogger tarafından kaleme alınmıştır. Vira vira, hoyda bre…
Zaman zaman Twitter’dan ve Facebook’tan –çokları gibi– bazı veciz sözler paylaşan bu satırlar yazanı her zaman başkalarının sözlerini söyleme taraftarı değildir. Evet, güzel sözler ve veciz sözler ufkumuzu açacak mahiyettedir, elbette tekamülümüze destek verecektir. Verecektir vermesine de arada sırada kendimizden bir şeyler sunmanın da fevkalade faydası olacağı muhakkaktır. İşte bu minval üzere kimi zaman az önce ismini zikrettiğim sosyal medyada naçizane bendenize ait olan özlü sözleri de paylaşıyorum. Ne ki kısa bir süre sonra umum tarafından sahipleniliyor bir kısmı. Olsun ziyanı yok. Zaten o sözü vatandaş feyzinden istifade etsin diye üleşmiştik!

Hal böyleyken bazı sözler cümle içerisine hapsolduğundan yeteri kadar anlaşılmıyor ve haliyle umulan tesiri de gösteremiyor. Yahut gösteriyorsa da ben göremiyorum. Göremediğimden sanki anlaşılmamış gibi hissediyorum. İşte o vakit daha geniş bir yerde yani blogda bunu detaylandırmanın faydalı olacağını düşünüyorum ancak bir türlü elim ermiyor ki yazı yazayım. Ya zaman bulamıyorum ya da unutuyorum. Bayram ile ilgili böyle bir durum yaşamamak için tedbiri baştan alalım dedim. O nedenle bayrama münhasır birkaç kelam edeceğimize oturup dört başı mamur bir yazı yazalım da söz uçsun varsın, yazısı kalsın dedim. Farkındayım çok fazla dedim dedim. İdare edin artık 🙂

Dört başı mamur dediysem lafın gelişi elbet. Kendimizi fasulye gibi nimetten saydığımız yok çok şükür. Hani “bir yazı yazacağım, ortalık yıkılacak” modunda da değiliz. Dört başı mamurdan kast ettiğimiz şudur: Söyleyeceğimizi iki cümleyle özetleyeceğimize daha fazla cümle kuralım, daha fazla sözcük harcayalım, 160 karaktere sıkışmayalım. Bilmem anlatabildim mi. Anlatabildiysem sevinirim çünkü daha esas konuya giremedik. Korkarım ki bu gidişle yazı savaş destanı anlatan kitabeler gibi uzadıkça uzayacak. Aslında baya uzadı da…

Konumuza dönecek olursak.. Ramazan Bayramına da eriştik. Eriştik erişmesine de acaba Ramazan Bayramı bize erişti mi? Tıpkı bir aydır oruç tuttuğumuz gibi.. Yani bir ay oruç tuttuk; iyi, tamam, güzel de acaba oruç bizi tuttu mu? Ve orucu müteakip bayram bize erişti mi? Bayramımız oldu mu? Hiç düşündük mü? Bayramın ne demek olduğunu, neden bayramların var olduğunu… Son yıllarda gittikçe panayır yahut festival tadıyla anılan bayramları kastetmiyorum ben. Zaten “nerde o eski bayramlar” diyenlerin çoğunluğu festival yahut panayır gibi geçen bayramları özlüyorlar. Birçoğu hakiki bayramdan nasibini alamamış zaten. Eğer alsalardı “nerde, nerde” diye öykünmezlerdi. Aslına bakarsanız onlara da sözüm yok. Konu iyice anlaşılsın diye örnek verdim sadece. Yoksa kimsenin bayramına, bayramı nasıl kutladığına karışacak değilim. Bize düşen kulağa kar suyu kaçırmaktır. Gerisi okuyanlara ve düşünenlere kalmış..

Demem o ki, bayramın ne olduğunu, bayramdan kastedilenin ne olduğunu ve bayramların hakiki amacını çokları henüz tam anlamıyla bilmiyor. Zaten bilseydik bu hallerde olmazdık değil mi? Bugün bayramı yaşayıp yarın savaşa devam etmezdik mesela.. Bayramı yaşadıktan sonra yalan dolan dolu bir hayata geri dönüş yapmazdık.. Bayramı takiben ezmeye, bozmaya devam etmez, zulmetmezdik.. Bayramını kutladıklarımıza eziyet dolu bir hayat reva görmezdik, çirkinliklerimizle bayramsız halimize ifşa etmezdik… Daha neler neler..

Öyleyse ey muhterem kişi! Bil ki bayram adı ister Ramazan olsun, ister Kurban olsun, isterse başka bir şey olsun senin el öpüp/öptürüp, hediyeler alarak insanları kuru kuruya sevindireceğin gün değildir. Bayram senin sevindiğin, senliğini ve kimliğini öğrendiğin gündür. Bayram sendeki cevhere erdiğin gündür. Bayram sendeki senin bayramıdır. Yunus’un “Bir ben vardır bende benden içeru” dediği ama çoklarımızın hala anlayamadığı “ben”in bayramıdır. Bayram gerçek insanın bayramıdır. Fazla lafa ne gerek var. Anlayana bu da yeter..

Bayramınız hakikat bayramı olsun. Hakikate erenlere mübarek olsun.

18 Ağustos 2012

Selam ve muhabbetle..

Murat HACIOĞLU

Print Friendly, PDF & Email

Arkadaşlarınızla Paylaşın

Bir Cevap Yazın

Translate »