Cıss Noktası

Resim alıntıdır

Yazmayalı ne kadar zaman oldu bilmiyorum, saymaya kalktım sayamadım. Şöyle klavye başına geçip taka-tuka tuşlara basmayı, içimi dökmeyi, “dur şu aklıma geleni unutmadan hızlıca yazayım, öteki geleni de arkasından yapıştırırım, sonra lafa oradan devam eder, şuradan da bağlayıveririm” demeyi özlemişim. Özlediğimi biliyordum da bir türlü yazmaya vakit bulamadım, vakit bulduğumda da yazasım gelmedi.

İşleyen demir ışıldar diye boşa dememişler tabi. Yazdıkça yazacak daha çok şey bulurdum eskiden. Yazma rutini kırılınca yavaş yavaş yazılar azaldı, derken kesildi. İşte o noktadan sonra tekrar yazma rutinine geri dönmek, belirli aralıklarla bir şeyler yazabilmek pek de kolay olmuyor.  Tabi işin bir de “cıss” noktası var. Onu yazarsam kızarlar, bunu yazarsam küserler, şöyle dersem alınırlar, böyle dersem darılırlar, hele hele şunları dersem “cıss” yaparlar diye düşününce “amaaan yazmam daha iyi” diyerek kendimce çıkış yolunu da buluverdiğim için yazmadım.

Yazmak şiir gibi değil ki. Şiir yazmak daha kolay bana göre; ilham gelince hemen tabletimi açıyorum, aklıma gelenleri sıralayıveriyorum, ilhamın uzunluğuna göre bu 15-20 dakika ya sürüyor ya sürmüyor. Ama düz yazı yazmaya kalktığında yazacağın konudan başlayarak seçeceğin kelimelere, cümlelerin anlam derinliğine, göndermelerin muhtevasına kadar bir sürü kural var. Hele “cıss” noktası da olunca insan hepten yazmaya üşeniyor.

Sonra bir de “aman yazınca sanki başına kuş mu konacak?” diyen hain bir iç ses var ki, o mendebur sadece yazmaya değil birçok şeye muhalefet ederek ataletimi arttırıyor benim. “Onu deme, bunu de, onu dersen seni yanlış anlarlar”, “Öyle davranırsan sonuçlarından seni mes’ul tutarlar, başın ağrır”, “Selam verdikten sonra bir de gülücük atarak insanlara koz veriyorsun, gevşek bu adam deyip verdiğin emirleri uygulamazlar”, “Herkesle içli-dışlı olmana lüzum yok, hatta kimse ile böyle olmana gerek yok, ağırbaşlı olman gerek, aksi takdirde sözünü kimseye dinletemezsin” gibi daha sayamadığım bir sürü muhalefet cümleleri var bu iç sesin.

Hem zaten bir konuşmaya başladı mı susturana aşk olsun. Susmuyor. Hatta öyle ki, gece yarısı olmuş, yatmışım, uykum da gelmiş, tam uyuyacağım, seninki oradan dürtüklüyor. “Hani geçenlerde falanca sana şunu demişti ya, sen de cevap veremediydin. Aslında cevabı sen de biliyordun ama söyleyemedin. Tam da söylemen gereken an o andı hâlbuki” diyerek yataktan zıplatıyor beni. Artık bir kere zıpladım ya, uyku falan hak getire. Uykum kaçtıkça o konuşuyor, o konuştukça uykum büsbütün kaçıyor. Adeta hayatım gözümün önünden film şeridi gibi geçiyor. Çözünürlüğü biraz düşük olsa da diyaloglar bakımından oldukça kaliteli bir film oluyor. Çünkü gündüz düşünemediğim her şey o an aklıma sular seller gibi geliyor. Beynimin gökleri delinmiş, bardaktan boşanırcasına “düşünce” yağıyor.

E tabi o kadar düşünce yağınca ortalığı da sel götürüyor haliyle. Tabi düşündüğünüz gibi bir sel değil. Altıma işemiyorum elbet. Onu da nereden çıkartıyorsunuz. Fesatlığa lüzum yok. Düşünce selini kastediyorum. Düşünce ishali var bir de, onun bugünkü konuyla ilgisi yok. Kısmetse başka bir yazıda ona da değiniriz. Ne diyordum. Düşünce seli oluyor. Sel bildiğiniz üzere dere gibi, nehir gibi düzenli ve düzgün akan bir şey değil. Su gelir güldür güldür türküsünde değinilen melodik bir akış yok yani. Paldır küldür akıyor, üstelik çamurlu su. İçsen içilmez, yıkansan yıkanılmaz. İşte bu düşünce seli ne menem bir şeyse geldi mi gitmek, bitmek bilmiyor. Sağa dönüyorum olmuyor, sola dönüyorum olmuyor. Kalkıp birkaç tur salonu tavaf ediyorum. Mutfağa uğrayıp dolabı karıştırıyorum. Oradan oturma odasına geçip televizyonu açıyorum. Ekrandakilere sinirleniyorum, uykum büsbütün heder oluyor.

Ne ki sonra üzerime bir daha yorgunluk çöküyor (çok şükür) ve reflekslerim zayıflıyor. Bir bakıyorum düşünceler gitmiş. İyi bari deyip uyumaya hazırlanıyorum yeniden. Az önceki istilacılar gitmiş, savaş sonrası meydanda can çekişen askerler gibi inliyorum artık. Ha uyudum ha uyuyacağım. Gecenin 3’ü olmuş zaten. Derken içimdeki sanki yine konuşmaya başlıyor. Oralı olmuyorum. Dikkatimi “cıss” noktasına odaklıyorum. Korkumdan uyuyup kalıyorum nihayet. “Cıss” noktası çok iyi bir şeymiş meğer?!

Print Friendly, PDF & Email

Arkadaşlarınızla Paylaşın

Bir cevap yazın

Translate »