Denizli’de Trafik Sorunu

trafik_isiklarDenizli’nin kızı, tozu ve horozu meşhurdur demiştik geçenlerde. Aslında meşhur olan bir şeyi daha var: Trafiği. Yanlış anlaşılmasın İstanbul, Ankara gibi şehirler dururken bizim trafiğimizin meşhur olması pek mümkün değil. Ama sanki “pek yakında sinemalarda” gibi görünüyor.

Evet pek yakın bir gelecekte İstanbul gibi, Ankara gibi trafik çilesiyle boğuşuyor olacağız. Gidişat öyle gösteriyor(Aslında trafikle boğuşmaya başladık sayılır). Çünkü Denizli’nin yolları mevcut arabaları kaldıracak kapasitede değil. Zaten kapasite yetersizken bir de şehir içinde saçma-sapan bir düzenlemeyle bazı caddeler trafiğe kapatıldı. İyice arapsaçına döndü trafik.

Yabancı birinin şehir içinde gitmek istediği yere rahatça gidebilmesi pek mümkün değil. Çünkü öyle noktalar var ki gitmek istediğiniz yöne doğru olan caddeler ya trafiğe kapalı ya da akış ters yönde yani tek yönlü. O zaman ara sokakları biliyor olmanız gerekiyor. Aksi halde şehri tavaf etmeden gitmek istediğiniz yere ulaşamazsınız. Bu da zaman ve yakıt israfı tabi. Sora sora Bağdat bile bulunurken Denizli’de sora sora gideceğiniz yeri bulmanız bu yüzden zor. Çünkü sorduğunuz kişi yaya ise kapalı/tek yönlü yolları bilemeyebilir. Bilse de alternatifini bilmediğinden söyleyemez. O tarifle de artık nereye gidersiniz bilmem.

İnsanımız bazen güzelleştireyim derken iyiyi de bozar. Denizli trafiği de öyle işte. Düzeltelim, güzelleştirelim derken iyice bozdular. Yüzyılın alt yapısı sloganıyla yollar yenilendi. Yol yepyeni ama gitmiyor. Gitmeyen yolu ben neyleyim? Sorun sadece bu kadar mı?

Mesela bir de deniz sorunumuz var. Denizli’de denizimiz yok (bir başkan adayı deniz getirme sözü veriyor, belki denizimiz de olacak, küçük görmeyin bizi) ama göllerimiz var. Geçen günlerde yağmur esnasında birçok noktada su birikintileri oluştu. Öyle ki bunlara göl adı verebileceğimiz kadar büyüktüler. Yağmur yağarken bir de alacakaranlık ise bir gölde boğulup kalma riskiniz var.

Trafikte seyrederken alacakaranlık yüzünden fark edemediğiniz ve yerden yansıyan farların gözünüzü alması nedeniyle ne olduğunu anlayamadığınız büyükçe bir su birikintisi içinde bir anda yüzmeye başlıyorsunuz. Sağınızda solunuzda araba yoksa arkanızdan kovalayan da yoksa kurtulma şansınız var. Tabi biraz da direksiyon hakimiyeti lazım..

Konuyla ilgili “Denizli’de yüzyılın alt yapısı altına kaçırıyor” temalı tweetler attım. Başta Nihat Zeybekçi ve Osman Zolan olmak üzere kimilerine mention yaparak görmelerini istedim. Gördüler mi bilmem. Bildiğim şey ertesi gün yollar yine göller yöresiydi.

Trafiğin aksaklıkları bir yana bir de trafik görgüsüne bakalım. Denizli’de o da yok. Tıpkı denizin olmadığı gibi Denizli’de trafik görgüsü de yok. Hiç yok dersek haksızlık etmiş oluruz ama gördüğüm şehirlerden az olduğunu söyleyebilirim.

Trafik ışıklarında beklerken de geçerken de, yolda sakin sakin giderken de, kontrolsüz kavşaktan geçerken de; hâsılı trafikte seyrederken bu görgüsüzlüklere bolca şahit oluyorsunuz.

Özellikle “görmemişin oğlu olmuş, çekmiş kulağını koparmış” özlü sözünün anlattığı örnekler bol. 4×4 ciplerle daracık sokaklarda seyreden arkadaşları görünce sokakların dağ yolu olduğunu, Denizli’ye metre metre kar yağdığını zannedersiniz.

O arkadaşlar bazen cipinizi üstünüze de sürebilir. Mesela yolda şeridinizde seyir halindeyken arkadan dibinize kadar yaklaşır. “Yol ver yol ver yol ver” selektörleri yaptıktan sonra yol vermezseniz arka sileceklerinizle hemdem olur, nefesini ensenizde hissedersiniz. Yol verirsiniz. O daha da beter. Bu defa yanınıza gelip artistlik yapar. Sizi sıkıştırır.

Yani arazi araçları Denizli yollarında trafik terörü estirir. Yetkililerimiz ise o sırada radarla sürücü avına çıktığından böyle olayları görme şansları olmaz. Bazen görseler de görmezler. Göremezler.

Bunun dışında trafik lambalarında (en uzun kırmızı ışık da bizde) sarı yanmadan kornalara abanmalar, sinyal vermeden sağa-sola kafasına göre dönmeler, ara yoldan çıkacaksanız asla ve kat’a size yol vermemeler ama onlar çıkacaksa burunlarını hoop yolun ortasına kadar çıkarmalar, gözleri körmüş gibi uzun farlarla şehir içinde seyretmeler, akşam olduğu halde farlarını yakmayarak bizden gizlenenler, bayan şoförleri fırsat buldukça sıkıştırmalar, trafiğin en işlek yerinde pattadanak durmalar, olmadık yerde yolcu indirip-bindirmeler, kenarda park etmiş aracın yanına park etmeler, kenarda park etmiş aracın yanına park etmiş aracın yanına park etmeler (sevgili okur dejavu yaşamadın, aynı cümlenin devamı oldu, anlayacağın ikili üçlü park ediliyor), tek şeritli yolda kaldırıma park ederek hem yola hem yayalara engel olmalar..

Say say bitmez.

Selam ve muhabbetle..

Murat HACIOĞLU

03.12.2013

Print Friendly, PDF & Email

Arkadaşlarınızla Paylaşın

2 comments

  1. mehmet dedi ki:

    evet denizlinin hem trafik akışı mahvoldu, hemde garaj inşaatından sonra oranın hali mahvoldu. Allah akıl fikir versin garajın olduğu kavşaklar ne güzel köprü yapılıyor ama yol iki şeride düşüyor. o kadar masrafla altı tüp geçit üstü çok şeridli yol yapılabilirdi. parklar, kaldırımlar dört dörtlük ancak nihat zeybekçi yolları ve garajı mahvetti. bu saatten sonra twitter dan zeybekcinin bu yanlışları ile ilgili kendisine ve akp ye mesajlar atılabilir.

    • MH dedi ki:

      Şehircilik daha çok parkçılık ve bahçecilik olarak anlaşılıyor. İki tane park yapınca ağam paşam oluyor.. Oysaki planlı bir şehir yapılanması, insanların günlük hayatlarını kolaylaştırıcı trafik önlemleri alınması parklar kadar önemli. Bizi dinleyen de olmadığı için bazen haybeye söylüyoruz 🙂 Selam ve muhabbetle..

Bir Cevap Yazın

Translate »