Ne Var Ne Yok Memleket?

mudurÇalkantılı bir dönemden geçiyoruz. Çalkantılı bir dönemden daha geçiyoruz demek daha doğru olacak. Zira bizde çalkantılar hiç bitmiyor. Biri bitse biri başlıyor. Böyle zamanlarda ne yazacağını da bilemiyor insan. Zaten yazmayalı epey zaman olmuştu. Yazdıklarımız Fuat Avni kadar ses getirmiyor tabi 🙂 Ama yazmayınca da olmuyor işte..

Madem yazasım geldi yazayım bari dedim. Önce neden uzun süredir yazamadığımı söyleyeyim. Üst üste 3 operasyon geçirdim. Operasyon deyince yanlış anlaşılmasın. Bugünlerde popüler olan operasyon cinsinden değil benimki. Tıbbi. Ameliyat yani. Geçen sene başında ve ortasında geçirdiğim iki ameliyattan sonra yılsonunda ve bu yılın başında olmak üzere üç ameliyat geçirdim. Sonuncusu kasık fıtığı idi. O da iyileşti çok şükür.

Ameliyat sonrasında hazır evde yatarken bol bol yazacak konu birikir diyordum. Zira gündemi çok yakından takip ederim, nerde ne oluyorsa güzelce not ederim, iyileşince de yazarım diye düşünmüştüm. Ne gezer. Tamam boş boş yatmadım. Gazete ve TV’leri yakından takip ettim. Hatta takip ettiğim dizileri bile incik cıncık izledim. Ama yazacak hiç konu çıkmadı bana.

Yazacak konu çıktı aslında. Çıktı çıkmasına da ben yazana kadar güncelliğini yitirdi hepsi. Zira bir saat sonrasına bile kalmıyor bazı haberler. Gündemin hızlı aktığına çok şahit olmuştuk ama bu kadar hızlısına ben şahsen ilk defa şahit oluyorum.

Ergenekon davasının ilk zamanlarında buna benzer bir hızda gündemin aktığı oldu ama kısa süreliydi. Birkaç gün.. Ama şimdi öyle mi ya? 17 Aralık’tan beri gürül gürül akıyor gündem. Hergün bir şey oluyor. Gazeteciler ve haberciler için iyi bir şey tabi. Ne kadar haber o kadar iş..

Bu gündemin duracağı yok nasıl olsa. O gündeme dair belki üç beş kelime sarfederiz zamanı gelince. Biz gelelim yine kendi gündemimize. Epeydir ihmal ettiğim zevce hazretlerini konu edeyim bugün. İhmal derken yanlış anlaşılmasın, blog ortamında ismini anma anlamında diyorum. Eskiden bolce ev maceralarımızı yazardım. Kendisi de hayli popüler olmuştu o zaman.

Hafta sonu hemen yakınımızda hatta dibimizde bulunan Teraspark’a gidip yemek yiyelim, hem de bir çalışma koltuğu alalım dedik. Evdeki çalışma sandalyesi pek eğreti. Eski model zaten. Uzun süre oturunca insanın her yeri ağrıyor. Ben zaten hastalıklarımdan dolayı evde hep yatar pozisyondayım. Zevce hazretleri akademik durumundan dolayı sürekli oturmak zorunda. Akşamları full time ders çalışıyor çünkü.

Yemeğimizi yedik. Oradaki Tekzen’den koltuk baktık. İstediğimiz özelliklerde bir koltuk bulamayınca Koçtaş’a gitmeye karar verdik. Gittik de. Koltuklara baktık. Güzel bir tanesini aldık geldik. Çalışma sandalyesi mi desem, çalışma koltuğu mu diye ikilemde kalmıştım. Ama zevce hazretleri ders çalışmaya başlayınca durum açıklığa kavuştu.

Şöyle ki zevce hazretleri bazen ders çalışırken masada uyuyup kalır. Ben de ara sıra çalışma odasına uğrar onu kontrol ederim. Koltuğu aldığımız gün de rutin kontrollerden birini yapmak üzere odaya ilerledim. Kapıdan girince masa ve koltuk biraz yan kalıyor. yani oturanı arkadan görüyorsunuz önce. İşte odaya hafifçe girerken “hah yine uyumuş kalmış” dedim içimden. Zira koltuk görünüyordu ama zevce hazretleri görünmüyordu. “Koltuk rahat olunca bugün erkenden uyumuş anlaşılan” diye düşündüm. Aaa. Sonra baktım ki hareket ediyor.

Rüya görürken insan hareket eder ama bilgisayar kullanamaz değil mi? Meğer zevce hazretleri uyumuyormuş. Koltuk azıcık büyük olduğundan ben öyle görmüşüm. İşte o an aslında müdür koltuğu aldığımızı anladım. Zevce hazretlerini bu vesileyle evimizin sorumlu müdürü ilan ettim. Yakışır.

Murat HACIOĞLU

13.03.2014

Print Friendly, PDF & Email

Arkadaşlarınızla Paylaşın

Bir cevap yazın

Translate »