Şehitler Ölür mü?

 Ölüm! Sadece dört harften oluşan bu kelime sayfalarca kelimenin anlatamayacağı bir şeyi anlatıyor. Soğuk ve ürperten yüzüyle yazarken bile insanı huzursuz eden, tedirginlik veren bir kelime. Soğuk bir yüzü olduğundan mı yoksa konduramadığımızdan mı bilinmez hep uzağımızda tuttuğumuz bir gerçek aynı zamanda. Hayatın vazgeçilmez bir sonucu. Doğum kadar gerçek. Ama onun kadar sevimli ve güzel değil. mi? acaba?

“Şehitler Ölmez!” diye slogan haline getirdiğimiz bir gerçek daha var. Daha doğrusu öyle olduğunu varsayıyoruz ya da umuyoruz. İster dînî gerekçelerle ister başka saiklerle şehitlerin ölmediğini varsaymak o soğuk ve sevimsiz yüzünü biraz olsun ısıtıyor ve güzelleştiriyor belki de. İnsanoğlu ölüm denen keskin bıçağın kesip attığı kolunun-kanadının acısını birazcık hafifletebiliyor böylece. Lâkin yine de yüreğine işleyen sızının tarifini bulamıyor sözcüklerde. Dili yine tutuk, boğazı düğüm; gülüyor gibi ağlıyor her seferinde..

Yüzyıllardır tarifsiz acıların yaşandığı bu ülkede o acılar yaşanmaya devam ediyor, tıpkı hayat gibi, tıpkı ölüm gibi. İstanbul’da meydana gelen terör saldırısından sonra sözün bittiği ama söyleneceklerin bitmediği bir noktada; sussam içim yanar, söylesem nasıl söyleyeceğim diyen bîçare ve kederli gözlerin içimizde yarattığı fırtınalarda boğulup gidiyoruz. Dalgakıranların kâfi gelmediği sonsuz ve sınırsız bir dalgalar silsilesi dövüyor yüreklerimizi..

Bütün bu olumsuzluklar içerisinde “Mevlit” kandili belki birazcık içimizi ısıtmaya, huzurumuzu yeşertmeye, yarınlardan ve öteki yarınlarımızdan ümitvar olmamıza bir vesile olacaktı. Topluca duaya duran ellerin manevi gücü (isterseniz olumlama enerjisi deyin) içimizin yangınına su olacaktı tıpkı ruhumuzun zincirlerine testere olduğu gibi.

**

Dün akşam (11 Aralık 2016) henüz 17 aylık olan kızım Belis’le ilgilenmeye devam ederken bir yandan da TV’deki kandil programlarını izliyorduk. Alt temizliği yaptık, eşim kirli bezi atmak için gitti, ben de Belis’in üstünü başını toparlıyordum. TV açık ve TRT1’deki mevlit kandili programı var. Kur’an tilaveti ve ilahi bittikten sonra ilahi korosu “şehitler ölmez” şarkısını söylemeye başladı. Kızım birden yerden fırlayıp kucağıma geldi ve boynuma sarıldı. Zaman zaman bunu yaptığı için önce yadırgamadım. Ancak sonra eliyle televizyonu gösterip “baba” deyince televizyona baktım.

Normal şartlarda kızım yabancılardan korkar. Resim bile olsa özellikle yabancı bir erkek gördüğü zaman tepki gösterir. Bunu da bazen ağlayarak bazen de bize sarılarak yapar. (Hatta öyle ki halasını, amcasını, dedesini bile yadırgar ilk görüşte. Yani biraz yabanîdir. Annesi, ben ve babaannesi dışındaki herkese tereddüt ve şüphe ile yaklaşır. Ancak yakın akraba olanları bir süre sonra kabullenir ve oyununa dahil eder.) Ben de o esnada ekranda gösterilen şehit resimlerinden korktuğunu düşündüm. Eliyle işaret ederek bir yandan da bana sıkı sıkı sarıldığı için ilk aklıma gelen korkmuş olabileceği idi.

İkinci olasılık da oyun oynarken yaptığı gibi; “baba” diyerek gösterdiği şeye benim de ilgi göstermemi, gördüklerimi anlatmamı istiyor olabilirdi. Tüm bunlar bir kaç saniye içinde oluyor bu arada. Kelimelere dökünce uzun bir süreymiş gibi algılanabilir ama saniyelerle sınırlı..

Kızım parmağıyla işaret ederek ekranda akan resimlerden bazılarına “baba” demeyi sürdürüyorken ben de olanı anlamaya çalışıyorum. Korktu mu acaba yoksa resimlerden birini bana mı benzetti, yahut oyun mu oynuyoruz? O anki sarılışından ve ses tonundan korkmadığını anlamam uzun sürmedi. Demek ki onun oyununa iştirak etmemi bekliyor diye düşündüm.

Ekrandaki resimlerin son sahnesinde “anne” dedi. Hızla önce anneme sonra ekrana baktım. Son karede bir kadın şehidimizin resmi vardı. Kızımın annesinden ve babaannesinden başka kimseye “anne” dediğini, benden başka kimseye de “baba” demediğini bildiğimden afalladım. Hâlâ bunu bir oyunun parçası olarak düşünüyordum. Ancak gördüklerimi/duyduklarımı tekrar tekrar düşününce irkildim. 5-10 saniye içerisinde gerçekleşen bu olayla ruhum tepetaklak oluverdi. Sonraki saniyeler, dakikalar, saatler içerisinde tepetaklak olmuş bir ruh haliyle adeta ruh gibi dolaştım evin içinde.

**

“Şehitler Ölmez” mottosunu bu kadar derinlemesine düşünmediğimi farkettim. Kızımın ekrandaki şehitlerimizi parmağıyla işaret ederek baba demesini, son karedeki kadın şehidimize anne demesini dakikalarca düşündüm. Başka biri anlatsa inanamayacağım bir olayı mı yaşıyordum, yoksa inanmak istediğim gibi mi görüyordum? Belis’in yabancılara karşı hallerini bilenlerin ancak anlayabileceği bir şaşkınlık içerisindeyim hâlâ. Bebeklerin ve çocukların saf olduğunu, saf ve işlenmemiş olduklarından gönül gözlerinin açık olduğunu düşünürdük ama anlayamazdık. Tıpkı şehitlerin ölmediğini düşündüğümüz ama anlayamadığımız gibi.

Bu olayla hayatı, ölümü, şehitliği yeniden düşünmeye başladım. Belki tesadüf diye geçiştirebileceğimiz basit bir çocuk oyunuydu yaşadığım, belki de ilahi bir sahneydi. Bilmiyorum. O kısmını okuyanların takdirine bırakıyorum. Ben hâlâ o anı yaşıyorum..

12.12.2016

Print Friendly, PDF & Email

Arkadaşlarınızla Paylaşın

Bir Cevap Yazın

Translate »